20/11/2007 - BUNLARI BİLİYORMUYDUNUZ?????
-
Sigara tüketiminden en çok zarar görenler anne karnındaki bebeklerdir. Sigara tiryakisi annelerin dünyaya getirdiği 100 çocuktan 65'i özürlü doğar |
-
Gelişmiş ülkelerde sigara tüketimi giderek azalırken, gelişmekte olan ve fakir ülkelerde sigara tüketimi giderek artmaktadır. |
-
Türkiye dünyada sigara için 7. pazardır. |
-
Dünyada ikinci ve İngiltirenin ise en büyük sigara şirketi BRITTISH AMERICAN TABACCO'nun (BAT) patronu Martin Broughton sigara içmiyor ve sigaranın zararlı olduğunu itiraf ediyor. |
-
Devamlı sigara içenlerin % 55 i 35 - 38 yaşı arası büyük risk altında bulunuyorlar. |
-
Sigara içen annelerde; düşük olur, anne sütü azalır. Ani bebek ölümleri olabilir. Bebeklerin beyin ve akciğerleri zarar görür. Sigara bebekte sinizüt, rinit, kronik solunum problemleri (öksürük geniz akıntısı) yapar.(Yeşilay Dergisi) |
-
Sigaranın sebep olduğu ölümler, diğer uyuşturucularınkinden 13 kat fazladır. |
-
Sigara içenlerde ani ölüm, içmeyenlere oranlara 10 kat fazladır. |
-
Bacak damarı tıkanıklarının %90'ı sigaradan kaynaklanır. |
-
Sigara içen kadınlar, içmeyen kadınlardan 10 yaş fazla ihtiyarlamaktadır. |
-
Sigara içen kadınlarda kısırlık 10 kat fazladır. |
-
İnsan beynine en çok zarar veren 3 olumsuz etmenden birincisi sigara dumanıdır. Diğerleri tansiyon ve şeker. |
-
Günde iki paket sigara içen bir kişi Hiroşima'ya atılan atom bombasının öldürücü dozuna eş değer radyoaktivite etkisi altında kalmaktadır. (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu |
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
20/11/2007 - SİGARA
Sigara bir kanser üreticisidir. Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) nun yayınladığı son rapora göre , dünya genelinde bütün ölümlerin % 35 'i kanserden ileri geliyor.
Sigara, akciğer başta olmak üzere, gırtlak, ağız , dil, mide oniki parmak, ince ve kalın bağırsak, karaciğer, cilt , göğüs(meme) , rahim ve prostat kanserlerinin , göz ve beyin tümörlerinin çoğunlukla temeldeki sebebidir.
Günde bir paket sigara içen birinin içmeyene göre akciğer kanserine yakalanma ihtimali 20 misli fazladır.
Sigara , kanı pıhtılaştırdığından damar çeperlerini kalınlaştırır. Bunun sonucu damar sertliği ve yüksek tansiyon oluşur. Bu oluşum ; göz , beyin , kalp, karaciğer, böbrek başta olmak üzere bütün damarlarda çatlama , yırtılma ve tıkanmalar yapar. Kan dolaşımı yavaşlar, nabız sayısı artar, solunum yetmezliği görülür. Hafıza kaybı, görme bozuklukları, işitme bozuklukları, felçler, böbrek ve karaciğer bozuklukları hayati tehlikeye atmaktadırlar.
Sigara , hücrelerimize hayat ve enerji veren C ve B vitaminlerinin düşmanıdır.
Sigara , tükürük akımını azaltır, bu da akciğer hastalığına götürür.
Sigara , alınan ilaçları etkisizleştirebiliyor.
Sigara içenlerde hastalık , yara ve ameliyatların tedavi süresi uzun sürüyor.
Günde bir paket sigara içen 20 yılda 5 - 7 kg katran vücuduna depo etmiş olur.
Sigara , dişleri sarartır, cilt güzelliğini ve rengini bozar, göz parlaklığını kaybeder, ses tellerinin ahengini bozar.
Sigara aile bütçesini olumsuz şekilde etkiler, yangınlara sebep olur, çevre kirliliği yaratır.
(Sigara Raporu ,- Türkiye Yeşilay Cemiyeti
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
11/10/2007 - TERLİ TERLİ SU İÇMEYELİM
Ece, o sabah her yeri ağrıyarak uyanmıştı, ateşler içindeydi. Ece’nin bu halini fark eden annesi, elini onun başına koyarak ateşini ölçmeye çalıştı.
Ece’nin ateşi çok yüksekti ve doktora götürülmesi gerekiyordu. Ece, doktordan o kadar çok korkuyordu ki… Ama doktora gitmeliydi. Çünkü “Ya bir daha okula gidemezsem, arkadaşlarımı ve öğretmenlerimi göremezsem” diye korkuyordu. Bir an önce iyileşip okuluna dönmek istiyordu.
 Doktor Kemal Bey, Ece’yi muayene ederken, Ece, bir taraftan da doktordan korkmanın ne kadar anlamsız olduğunu anlamıştı.
Çünkü doktor amcası, sadece dereceyle ateşini ölçmüş, boğazına bakmış ve göğsünü dinlemişti. Ece, aslında hastalığının nedenini de biliyordu. Annesi ve öğretmeni, ona sık sık “Terliyken su içilmez, hastalanırsın” dediği halde, o, dün okulda çok koşmuş, çok terlemiş ve sonrasında da soğuk su içmişti. Şimdi de hastaydı işte. Bu söylenenleri yapmadığı için çok üzülmüştü Ece. Bu hastalık, ona bir ders olmuştu. Neyse ki Ece, doktor amcasının yazdığı ilaçları düzenli olarak kullanmış, iyice dinlenmiş ve birkaç gün sonra okuluna dönmüştü. Ece artık iyileşmişti. Arkadaşlarına ve öğretmenine kavuştuğu için çok mutluydu
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
11/10/2007 - SAĞLIKLI OLMAK İÇİN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ

- Sağlıklı olmak için, öncelikle vücut temizliğimize dikkat etmeliyiz.
- Düzenli olarak banyo yapmalıyız.
- Tırnaklarımızın kısa ve temiz olmasına dikkat etmeliyiz.
- Yemekten önce ellerimizi yıkamalıyız.
- Yemeklerden sonra ve özellikle yatmadan önce dişlerimizi fırçalamalıyız.
Vücut sağlığımız için;
- Düzenli olarak spor yapmalı, sağlıklı ve dengeli beslenmeliyiz.
- Uykumuzun düzenli olmasına dikkat etmeli, erken yatıp erken kalkmalıyız.
- Aşılarımızı yaptırmalıyız.
- Meyve ve sebzeleri yemeden önce bol su ile yıkamalıyız. Yiyeceklerin temiz olmasına dikkat etmeliyiz.
- Terliyken su içmemeliyiz.
- Açıkta satılan yiyecekleri yememeliyiz.
- Sigara ve alkol gibi zararlı maddelerden uzak durmalıyız.
- Anne ve babalarımızın izni olmadan hiçbir ilacı kullanmamalıyız.
Kazaya neden olduğu için;
- Kibrit, çakmak gibi yakıcı; bıçak, makas gibi kesici maddelerden uzak durmalıyız.
- Elektrik prizleriyle oynamamalıyız.
- Caddede oyun oynamamalı, bisiklete binmemeliyiz.
- Arabaların camlarından sarkmamalıyız.
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
6/10/2007 - SITMA
Sıtma Hastalık yapıcı bir grup parazit olan, plazmodiumların, anofelsivrisineklerinin dişileriyle insanlara bulaşan had, ateşli birhastalık. Hastalığın en bariz belirtisi olan, titremeyle yükselen ateş plazmodiumun çeşidine göre değişik fâsılalarla olur. Teşhisi kolay, tedâvisi ve korunması mümkün olan sıtma hastalığı çok eski zamanlardan beri bilinmektedir.
Batı dillerinde kullanılan 'Malaria' terimiİtalyancada 'kötü hava' anlamına gelir. Hastalığın en bâriz belirtisi olan titremeyle yükselen ateş plazmodiumun çeşidine göre değişik fâsılalarla olur. Teşhisi kolay, tedâvisi ve korunması mümkün olan sıtma hastalığı çok eski zamanlardan beri bilinmektedir.
Hastalığı ilk defa bildirenlerEski Mısırlılardır. M.Ö. 460-370 yıllarında Hippocrates de bataklık bölgelerde, tekrarlayan ateş ve dalak büyüklüğüyle seyreden bir hastalığın mevcudiyetini fark etmiş ve dört ayrı şekilde olabileceğini bildirmiştir. Torti (1753), ateşli hastalıklar için yazmış olduğu kitabında ilk defa “Malaria” adını kullanarak diğer hastalıklardan ayrı olarak ele aldı. 1894’te Manson, sıtmanın sivrisineklerle bulaştığını buldu. Eskiçağlarda kitleler hâlinde ölüme sebep olan sıtma, bugün de bu tehlikesini muhâfaza etmektedir.
Rusya’da Birinci Dünyâ Savaşından sonra beş milyon sıtmalı vardı ve bunların 60.000’i öldü. 1934’te Seylan’da üç milyon sıtmalının 100.000’i hayâtını kaybetti. Amerika’da ilk salgın 1938’de Brezilya’da vukû buldu ve 100.000 hastanın 14.000’i öldü. Salgın, 1942’de Nil Vâdisine kaydı ve Mısır’da 12.000 kişiyi öldürdü. Daha sonra Etyopya’da 15.000 ölü bıraktı. Savaşları ve tabiî âfetleri tâkiben Karayiblerde büyük hasar yapan salgın, 1963’te Haiti’de 75.000 kişinin ölümüne sebep oldu.
Yeryüzünde belirli bölgelerde sık bulunan hastalık 45 derece kuzey, 40 derece güney enlemleri arasında fazladır. Tropik ve subtropik bölgelerin hastalığıdır. Afrika’da ölen her yüz çocuktan onunun sebebi olan sıtma, Türkiye’de de önemli bir sağlık problemi olup, devamlı mücâdele edilmektedir.
Plazmodiler amibe benzeyen, mikroskopta görülebilen tek hücreli parazitlerdir. Çoğalmaları iki safhada olur. Birincisi, cinsî üreme safhasıdır ve sivrisineklerde vukû bulur. İkincisi, cinsî olmayan çoğalma safhasıdır ki, insan alyuvarlarında olur.
Enfeksiyonun kaynağı genellikle hasta bir şahıs veya belirtisiz bir taşıyıcıdır. Sıtma, sivrisineklerle bulaştığı gibi, hastalıklı kan nakilleriyle veya bulaşık şırıngalarla da geçebilir.
Plazmodiumların dört tipi vardır: Plazmodium vivax denilen tipi, tersiyana sıtmasını yapar. Ateş 48 saatte bir yükselir. Asya’da, Avrupa’da ve Akdeniz ülkelerinde bulunur. Afrikalılar buna karşı dirençlidirler.
Plazmodium malaria, quartana sıtmasını yapar, 72 saatte bir ateş yükselir. Az rastlanır. Hindistan, Asya ve tropikal Afrika’da karşılaşılır.
Plazmodium ovale az bulunur. 48 saatte bir ateş yapar. Bilhassa Batı Afrika’da vardır.
Plazmodium falciparum, tropikal bölgelerde, Güneydoğu Asya’da çok görülen bu tip, en şiddetli seyreden sıtma şeklini yapar. Ateşler daha uzun sürer. Nöbetler ortalama günaşırı gelir.
Sıtmanın özelliği belirtilerin nöbetler hâlinde gelmesidir. Nöbet başlamadan birkaç gün önce halsizlik, neşesizlik, iştahsızlık, başağrısı, sırt ve bacak ağrıları olur. Nöbet, şiddetli titremeyle yükselen ateşle başlar, terlemeyle sona erer. Fakat ateşsiz vakalar da olabilir. Tersiyana ve quartanada titreme çok fazladır. Hastanın bütün vücûdu sarsılır, çeneleri birbirine çarpar. Nabız hızlanır, başağrısı, sinirlilik, kollarda ve bacaklarda ağrılar olur.
Uzun süren durumlarda karaciğer ve dalak büyür, sarılık ve kansızlık gelişebilir. Solunum şikâyetleri ve hatta zâtürre olabilir. Menenjit, şuur bulanıklığı, çeşitli felçler meydana gelebilir. Enterit sıcak iklimlerde sık olur. Dalak kendiliğinden yırtılabilir, iç kanama olabilir.
Tedâvisi: Sıtmalı hasta devamlı yatakta bulundurulmalıdır. Kuvvetli besinler verilir. İlâç olarak ilk kullanılan kınakına kabuklarıdır. Bunları ilk kullananlar Güney Amerika’da Peruvia Indianlarıdır. Bunu ilk bildiren 1683’te Kontes dre Chinchone’dir. 1820’de bundan kinin elde edilmesi cihetine gidildi. İlk yapılan mepakrin idi, fakat yan tesirleri sebebiyle pek kullanılmadı. Daha sonra kinolon grubu ilâçlar geliştirildi ki, bunlardan klorokin hâlâ kullanılmaktadır.
Bu ilâçlar baskılayıcı ve tedâvi edici olarak iki şekilde kullanılır. Primetamin, proquanil, klorakin baskılayıcılardandır. Düzenli şekilde alındıklarında parazitin insanda gelişip, çoğalmasını önler. Sıtmalı bölgeye seyâhat edeceklerin bir hafta önceden bunlardan birini kullanmaları tavsiye edilir. Tedâvi ediciler arasında klorokin, primakin ve kinin sayılabilir. Klorokin en etkilisidir. Alyuvarlar içindekilere etki etmesine rağmen karaciğerdeki sporozoitlere etki etmez. Cinsi üremeyi önler. Dokulardaki parazitlere primakin daha etkilidir. Bu ilâçlar uygun kombinasyonlarda ve özel ekipler tarafından hastalara bizzat uygulanmaktadır.
Korunma: Sıtmayla mücâdelede en önemli hususlardan birisi sivrisineklerle mücâdeledir. Bunun için de en kıymetli yol anofel türlerini yok etmektir. Bu hususta dünyâda geniş çaplı ilk çalışma yirminci asrın başlarında Küba ve Panama bölgesinde başlatılmıştır. Bu eradikasyon (kökünü kazıma) neticesinde Küba’da 1899’da binde 999 olan hasta oranı 1908’de binde 19’a düşürülmüştür. 1939’da DDT’nin kullanılmağa başlanması başarıyı daha da arttırdı. 1946 yılında Dünyâ Sağlık Teşkilâtı sıtma eradikasyonunu geniş çaplı olarak ele almıştır.
DDT (Dichloro-diphenyl-trichloroethane) petrol içinde % 5 emülsiyon şeklinde evlere, ahırlara, kümeslere, püskürtülür. Yiyecekler, içecekler korunmalıdır. Bâzı tip anofeller DDT’ye karşı direnç kazanmışlardır. Bu yüzden yeni maddeler araştırılmaktadır. Bunlarla beraber bütün su birikintilerinin, bataklıkların kurutulması, nehirlerin, akarsuların düzenlenmesi gerekmektedir.
Ülkemizde sıtma eradikasyon çalışmaları 1926’dan bu yana ciddî sûrette ele alınmış ve başarı elde edilmiştir. Bu konuda 4871 sayılı kânun, çalışmaları disiplin altına almıştır. Sıtma, ihbarı mecbûri bir hastalıktır. Sıtma mücâdelesini, Sıtma Savaş Dispanserleri’nde özel eğitim görmüş ekipler ücretsiz olarak yürütmektedir.
1957’den sonra Dünyâ Sağlık Örgütünün plânlı çalışmaları ve dünyâ genelinde girişilen sıtma savaşı, dünyâda yaygın olarak seyreden bu hastalığı, hastalığa yakalananların sayısını, ölüm oranını gün geçtikçe azaltmaktadır. Türkiye’de sıtmayla savaş SSYB’ye bağlı Sıtma Savaş ve Eradikasyon Teşkilatı tarafından yürütülmektedir.
Bu ciddî çalışmaların netîcesi olarak 1970 yılında sıtma sayısı 1293 vak’aya kadar düşmüştür. Fakat “Sıtmayı ortadan kaldırdık” fikriyle çalışmaların bir ara duraklamasıyla, 1977’den sonra enfeksiyon sayısı birden artmış ve 28.849 kişi hastalanmıştır. Bu arada DDT’ye karşı direnç kazanan anofeller, hastalığı hızla yaymışlar, 1978’de 101.742 kişi hastalanmıştır. Bu târihten sonra sıkı bir aşılama kampanyası başlatıldı. Hastalık tamâmen yok edilemedi fakat hızlı yayılması önlendi. 1981’de ise bu rakam 53.403’tür. Türkiye’de daha çok Güneydoğu Anadolu, Çukurova Bölgesinde görülmektedir.
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|