•••MERALCİKK•••

•••MERALCİKK•••

Hakkımda

Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Meralcikk

Kategorilerim


Bannerler

Meralcikk


Dost Bannerler

MiBlog
It's All About Me Me Me
Mylittlesweetheart
Mylittlesweetheart

Eğer bannerini burada görmek istiyorsan "124x54" boyutunda,bu boyuttan küçük bir banner hazırLayıp yorum yazman yeterLi oLacaKıR !!Lütfen "124x54" boyutunu fazla aşmayın!

Arkadaşlarım

mmelikee

asenagirl

pembelimerve

milkgirl

liveblog

busra1994meral

3sekerkiz

winxaysegul9

yusufuz

gruphepsi9

benimmerkezim94

kitapdelileri

grubhepsifangulcin

esragirl05

kittymrl

mel1997

eceileecem

frovver

bluegirll

melikee97

monobass

busrakizindiyari

cicikizlar66

gslimeral

turkce247

5cicikiz


29/10/2008 - 29 EKİM ŞİİRLERİ

Kategori: SIIR SAIR

29 Ekim (Ali PÜSKÜLLÜOĞLU)

Cumhuriyet bayramı
Geldi bize ne mutlu !
Bayraklarla donattık,
Güzel okulumuzu.

Sokaklarda, evlerde
Al bayrak dalgalanır.
Onun o al rengini
Bütün bir dünya tanır.

Yirmi dokuz Ekimi
Karşılarız neşeyle
Çünkü bugün erdik,
Büyük Cumhuriyet'e

Yürüyün arkadaşlar
Hep ileri koşalım,
Bugün bayramımız var,
Gelin bayramlaşalım.

Ali PÜSKÜLLÜOĞLU
****************************************

29 Ekim (Fethi BOLAYIR)

En güzel günümüzdür,
Demokrasi ürünüdür,
Atatürk'ün eseridir,
Yirmi Dokuz Ekimler.

Vatandaşın hür sesi,
Vatanımın neşesi,
Kucaklıyor herkesi,
Yirmi Dokuz Ekimler.

Cumhuriyet kuruldu,
Türk'ün sesi duyuldu,
Törenlerle kutlandı,
Yirmi Dokuz Ekimler.

Fethi BOLAYIR
*****************************************

29 Ekim (N. Necati ÖNGAY)

Bin dokuz yüz yirmi üç,
Saat tam 20.30,
Duyurdu bir iki, üç.
Yüz bir pare topumuz
Sanlı büyük ordumuz
Ünümüzü dünyaya

Dağ, taş, dere, ova, çay;
Ağaç, kuş, yıldız, gün, ay.
Asker, işçi, okullu
Neşe île dopdolu
Varol ey Cumhuriyet!
Adı güzel hürriyet!

Dökülen kanımızla
Sönmez inancımızla,
Kavuştuk bizler sana
Can veririz uğruna.
Gel tatlı şenliğimiz,
Gel kutlu benliğimiz,

Sen, bizim yüzümüzsün,
Gönlümüz gözümüzsün,
Damarımızda kansın.
Dizimizde dermansın.
Selam ey cumhuriyet!
Selam ey büyük millet!

N. Necati ÖNGAY
******************************************

Cumhuriyet (Ahmet ÇAKIR)

Kiminin saçı ak, kiminin kara,
Başın düşerse eğer, bir gün dara,
Sakın düşünme hiç, kara kara,
İlacını hemen Cumhuriyet'te ara.

Osmanlı’nın vardı büyük bir derdi,
Düşmanlar bak her yere geldi,
Çaresini ise Atatürk bildi,
Düşmanı yendi, Cumhuriyet geldi.

Düşünme, en iyi yönetim ne diye,
Yaşat, uygula ve geliştir diye,
Atatürk Cumhuriyet'i verdi hediye,
Durma, ulaş çağdaş ülkelere.

Ahmet ÇAKIR
***************************************************

Cumhuriyet Bayramı (İ.Hakkı TALAS)

Bir zamanlar yurdumuzda
Bir başka devlet varmış,
Başındaki padişah
Ne isterse yaparmış.

Millet onun yanında
Köle imiş, kul imiş,
Türklerin vatanında
Yıllar sürmüş bu gidiş.

Vatan kalmış bakımsız
Millet fakir perişan
Sönüp gitmiş eski hız
Yurda saldırmış düşman.

Atatürk padişaha
Düşmana karşı durmuş,
Yurdumuzu kurtarmış
Cumhuriyeti kurmuş.

İ.Hakkı TALAS
************************************

Cumhuriyet(Zeki OZAN)

Faydalı zararlı ne?
Düştü Gazi'miz öne,
Sormazlardı kendine.
Koşup dururdu millet,
Sultanın emrine.

Böyle kalmışlık geri,
Uzun yollardan beri.
Düşman yok karşımızda,
Yabancılar girerken,
Hiç durmadan ileri.

Ata'mızın izinde,
Gittikçe daha zinde.
Dünyayı geçeceğiz;
Cumhuriyet devrinde.

Arka çevirip düne.
Otuz yıl önce bizi
Kavuşturdu bugüne.


Sultan yok başımızda,
Milletin hür sesi var;
Yükselen marşımızda.
Devrimler dizi dizi,
Dünya seyreder bizi
Hele bir dokun da gör;
Dalgalanmış denizi...

Zeki OZAN
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



11/5/2008 - ANNELER İÇİN ŞİİRLER

Kategori: SIIR SAIR

ANNEM
Annelerin en güzeli,

Sensin, benim güzel annem.

Ilık esen bahar yeli,

Sensin, benim güzel annem.

 

Güneş yüzlü, altın kalpli,

Ağır başlı, tatlı dilli,

Meleklerin eşi sanki

Sensin, benim güzel annem.

 

Açan çiçek, çağlayan su,

Gülümseyen engin duygu,

Evimizin mutluluğu

Sensin, benim güzel annem.

H.Latif SARIYÜCE
 ANACIĞIM

—Anneme ve bütün annelere—

Nasıl hatırlamam anacığım nasıl

Kaç geceler bana ninni söylerdi

Hasta olunca oydu başucumda bekleyen

Biraz yorulmayayım, üzülmeyeyim, hemen

Alır kucağına okşardı, saçlarımı öperdi.

Nasıl hatırlamam anacığım nasıl

Uzun kış geceleri masal masaldı

 Güzel çoban kızları, iyi kalpli sultanlar

Bir suyun akışı gibi geçip gitti zamanlar

Şimdi ne o dünkü çocuk, ne de o masal kaldı.

Nasıl hatırlamam anacığım nasıl

Yıkayan oydu mürekkep lekeli parmaklarımı

Akşam biraz geciksem yollara düşerdi

Sokağa çıkarken «Yavrucuğum üşütme» derdi.

Hemen bir kazak örerdi biraz boş kaldı mı.

Nasıl hatırlamam anacığım nasıl

Bilirim yine kalbinde yerim anacığım

Selam sana Anneler Günü İstanbul’dan

Yeni dönmüşçesine bir akşam okuldan

Vefalı ellerinden öperim anacığım.

Ümit Yaşar oğuzcan
 ANNECİĞİM
Ne sevimli bir annesin!

Ne tatlıdır senin sesin!

Benim canım mısın nesin

Sen olmazsan yapamam ben!..

 

Senden yakın kim var bana?

Kalbim, canım bağlı sana!.. Üzüntüm yok ondan yana Seviyorsun beni de sen.

 

Gülsem güler yüzün

Ağlamamdan alır hüzün…

Senin gecen ve gündüzün

Işık alır sanki benden!

Rakım ÇALAPALA
TUT ELİMİ ANNEM

TUT ELİMİ ANNEMTut elimi annem
Ah annem, canım annem.
Gül bahçesi istemem,
Yüreğini açtın ya
Yeter bana.Güllük gülistanlık benim için hayat...
Ama annem düşündün mü hiç?
Ya yorgun düşerse bu yürek.
Bakmaya bile kıyamadığım
Kokusuna dayamadığım güller
Solarsa bir hazan sabahı ansızın.
Nasıl bakarım anne gökyüzüne?
Dökülürken gözyaşların gökten.
Ve nasıl dayanırım bu acıya?
Dökülen her yaprak yüreğimi yaralarken.
Nasıl bakarım o viran bahçeye?
Bir kıvılcımda, yanar yüreğim.
Ama hiç bir yangın
Senin kadar sıcak değil be annem...
Nasıl da üşürüm sensiz,
Gözümden akan her damlada ne fırtınalar eser,
Ne firari hayallere dalar bu yaşlı gözler,
Ve akan her damla
Haykırır başıboş yalnızlığıma.
Hazan yelleri eserken annem
Bu körpe yüreğimde
Güneş açar mı hiç?
Mis gibi kokan bu menekşe,
Bülbüller şakır mı kahkaha ata ata?
Bahçedeki gülümüz,
Sümbül gibi büker mi boynunu yoksa?
Duyabilir miyim kanat çırpışını Turnaların,
Unutur musun beni annem?
Tembihler misin büyüklerin gittiği her yere gidilmez diye?
Bilirim korkarsın gelirim peşinden diye.
 


Kaf dağına gider miyiz?
Güler miyiz çatlayana kadar?
Ve ağlar mıyız usul usul?
Gözlerimiz kan çanağı olana kadar.
Annem, canım annem,
Nasıl da kandırdın beni,
Hani gitmeyecektin,
Nasıl bıraktın beni buralarda,
Bu yaban ellerde...
Ne yaparım şimdi ben?
Kan çiçekleri bıraktın Annem ardında.
Ve her gün sulama yarışı yaptığımız Fesleğeni...
Neredesin be annem?
Bak kar yağdı avuçlarıma.
Coşkun seller gibi atıyorsun damarlarımda.
Yüreğimin vazgeçilmez Deltasında
vazgeçilmez bir nehir gibi yani.
Gitme bırakma beni dedim
Gözyaşlarımda uyutur
Göz bebeğimde avuturum dedim.
Ama ne fayda dinletemedim be annem...
Annem canım bi tanem,
Var oluş sebebim, tek gerçeğim,
Gören gözüm, duyan kulağım,
Ne zor şeymiş sensiz olmak,
Ve ne zor şeymiş,
Sensiz coğrafyaların sert iklimlerini tatmak.
Burası bana göre değil
Ben seninle olmak,
Dizinde uyumak,
Sana seni sevdiğimi haykırmak istiyorum.
Ne olur!
Tut elimi annem...
Bir kez daha öp ıslak ıslak

Hazar CIRIK
ANNEM

Annelerin en güzeli,
Sensin, benim güzel annem.
Ilık esen bahar yeli,
Sensin, benim güzel annem.
 
Güneş yüzlü, altın kalpli,
Ağır başlı, tatlı dilli,
Meleklerin eşi sanki
Sensin, benim güzel annem.
 
Açan çiçek, çağlayan su,
Gülümseyen engin duygu,
Evimizin mutluluğu
Sensin, benim güzel annem.

H. Latif SARIYÜCE
ANNEM

Bağım olsa, bahçem olsa
İpek kumaş bohçam olsa,
Sabah olsa, akşam olsa
Annem gitmese yanımdan
 
Her zaman baksam yüzüne,
Uyurum yatsam dizine.
Rastlamadım kem sözüne
Sesi çıkmaz kulağımdan.
 
Bir sözünü iki etmem.
Canımı verir incitmem
Annemsiz cennete gitmem
Onu severim canımdan

İbrahim ŞİMŞEK
ANNE

Annemi ben çok severim,
Melek annem, güzel annem,
Üzülmesin sakın derim
Melek annem, güzel annem.
 
İyi doğru sözler onda,
Şefkat dolu gözler onda,
Sevgi, ışık var yolunda,
Melek annem, güzel annem.
 
Anne yüzü ne asil yüz,
Anne gözü ne derin göz,
Anne özü, pırlanta öz,
Melek annem, güzel annem.

Rıfat Necdet EVRİMER
ANNECİĞİM

Ne sevimli bir annesin!
Ne tatlıdır senin sesin!
Benim canım mısın nesin
Sen olmazsan yapamam ben!..
 
Senden yakın kim var bana?
Kalbim, canım bağlı sana!..
Üzüntüm yok ondan yana
Seviyorsun beni de sen.
 
Gülsem güler yüzün
Ağlamamdan alır hüzün...
Senin gecen ve gündüzün
Işık alır sanki benden!

Rakım ÇALAPALA
ANACIĞIM

—Anneme ve bütün annelere—

Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
Kaç geceler bana ninni söylerdi
Hasta olunca oydu başucumda bekleyen
Biraz yorulmayayım, üzülmeyeyim, hemen
Alır kucağına okşardı, saçlarımı öperdi.
 
Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
Uzun kış geceleri masal masaldı
Güzel çoban kızları, iyi kalpli sultanlar
Bir suyun akışı gibi geçip gitti zamanlar
Şimdi ne o dünkü çocuk, ne de o masal kaldı.
 
Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
Yıkayan oydu mürekkep lekeli parmaklarımı
Akşam biraz geciksem yollara düşerdi
Sokağa çıkarken «Yavrucuğum üşütme» derdi.
Hemen bir kazak örerdi biraz boş kaldı mı.
 
Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
Bilirim yine kalbinde yerim anacığım
Selam sana Anneler Günü İstanbul’dan
Yeni dönmüşçesine bir akşam okuldan
Vefalı ellerinden öperim anacığım.

Ümit Yaşar Oğuzcan

ANALAR GÜNÜ

Bu gün Mayıs iki bin dört,ayın dokuzu anne,
Dillerde dolaşıyor,anneler günü diye bir terane.
Hatırlansın anneler diye,anneler günü demişler bu güne,
Olur mu bir gün hatırlamak seni,olur mu hiç,olur mu anne.

Beni yoktan var eyledin ,yaratanımdan sonra,
Yıkadın,temizledin,giydirdin,doyurdun lokma,lokma,
Ben uyumayınca,uyku girmedi seninde göz yuvalarına,
Bir gün olur mu hiç hatırlamak seni,hiç aklımdan çıkmazsın ana.

Uzat ellerini öpeyim,dün olduğu gibi bu günde ana,
Sen ruhunu verdin,ömrünü verdin bize,ömür boyunca,
Bırak bende saygımı göstereyim ,yaşadığım sürece sana,
Bir gün olur mu hiç hatırlamak seni,hiç aklımdan çıkmazsın ana.

Göz yaşların düşerdi,yapamadığın şeyler olunca, benim kundağıma,
Mutluluk yaşatmak için ,çok uğraşlar vermedin mi yuvama,
Yoğu var ederdin mutfakta,doyurmak için bizi,kaynatırdın ocakta,
Bir gün olur mu hiç hatırlamak seni,hiç aklımdan çıkmazsın ana.

Bizim için çırpınır dururdun,bazen evde bazen tarlada,
Derdimiz derdin olurdu, bir isteğimizi bırakmazdın havada,
Severdin,okşardın her zaman beni,hastalığımda,iyilikte,sağlıkta,
Bir gün olur mu hiç hatırlamak seni,hiç aklımdan çıkmazsın ana.

Bir çiçek alın gidin annenize,hatırlayın diyorlar ana,
Benim kalbimin bahçeleri,komple feda olsun yoluna,
Bahçelerde,tarlalarda,kırlardaki çiçekler az gelir sana,
Hiç birisi karşılamaz verdiklerini senin,karşılıksızca bana.

Sen tarla oldun,çiçekler verdin,kardeşlerimi ve beni vatana,
Bize yaptıkların, ve sağlıklı kalman için duacıyız ALLAHA,
Bir gül değil,gönlümün tüm çiçekleri kurbandır senin yoluna,
Bir gün olur mu hiç hatırlamak seni,Ömür boyu olacak ana….

Selahattin ÖLMEZ
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



9/3/2008 - NAMIK KEMAL ŞİİRLERİ

Kategori: SIIR SAIR

NAMIK KEMAL'İN ŞİİRLERİNİ BİR ARKADAŞIMIZIN İSTEĞİ ÜZERİNE YAYIMLIYORUM.

 

 

BEYİTLER



Sana senden gelir bir işte 'dâd' lâzımsa
Zaferden ümidin kes gayriden imdad lâzımsa.


Yüksel ki yerin bu yer değildir;
Dünyaya gelmek hüner değildir.

 

* * * * * * * * *

HIRRENÂME

(1872'de mizah dergisi Diyojen'de yayınlanan ve Sadrazam Mahmud Nedim Paşa'yı yeren hicviye)

Kedimin her gece böbrekle dolardı sepeti
Yok idi Ni'metinin râhatının hiç adedi
Çeşmi şehlâ nigehi fârik iken nik ü bedi
Sardı etrafını bin dürlü adular
Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

Keyfi gelse bıyığın oynatarak mırlar iken
Kızdırırsan yüzüne atlayarak hırlar iken
Kuyruğu geçse ele dırlanarak hırlar iken
Sofrada her kedinin def'ini hazırlar iken
Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

Keseyi kapsa dökerdi yere hep pâreleri
Ciğere işler idi tırnağının yâreleri
Koşturur oynar idi kukla gibi fareleri
Deliğe sokmaz idi bir gün o âvâreleri
Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

Ürperir tüyleri bir kerre deyince mırnav
Korkudan başlar idi lerzişe bakkal ile manav
Saldırırdı âdeme bulmaz ise başka bir av
Yüzünü görse köpekler diyemezken hav hav
Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

Sokulunca yatağa kovmak ile gitmez idi
Okşamakla tokadı tekmeyi farketmez idi
Yiyecek görse gözü mırlaması bitmez idi
Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

* * * * * ** * *

 

HÜRRİYET KASİDESİ
Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selametten
Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten

Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten
Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez ianetten

Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma
Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten

Vücudun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandır
Ne gam rah-ı vatanda hak olursa cevr ü mihnetten

Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir
Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten

Hemen bir feyz-i baki terk eder bir zevk-i faniye
Hayatın kadrini âli bilenler hüsn-i şöhretten

Nedendir halkta tul-i hayata bunca rağbetler
Nedir insana bilmem menfaat hıfz-ı emanetten

Cihanda kendini her ferdden alçak görür ol kim
Utanmaz kendi nefsinden de ar eyler melametten

Felekten intikam almak demektir ehl-i idrake
Edip tezyid-i gayret müstefid olmak nedametten

Durup ahkam-ı nusret ittihad-ı kalb-i millette
Çıkar asar-ı rahmet ihtilaf-ı rey-i ümmetten

Eder tedvir-i alem bir mekînin kuvve-i azmi
Cihan titrer sebat-ı pay-ı erbab-ı metanetten

Kaza her feyzini her lutfunu bir vakt için saklar
Fütur etme sakın milletteki za'f u betaetten

Değildir şîr-i der-zencire töhmet acz-i akdamı
Felekte baht utansın bi-nasib- erbab-ı himmetten

Ziya dûr ise evc-i rif'atinden iztırâridir
hicâb etsin tabiat yerde kalmış kabiliyetten

Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i Osmaniyânız kim
Muhammerdir serâpâ mâyemiz hûn-ı hamiyetten

Biz ol âl-i himem erbâb-ı cidd ü içtihâdız kim
Cihangirâne bir devlet çıkardık bir aşiretten

Biz ol ulvi-nihâdânız ki meydân-ı hamiyette
Bize hâk-i mezar ehven gelir hâk-i mezelletten

Ne gam pür âteş-i hevl olsa da gavgâ-yı hürriyet
Kaçar mı merd olan bir can için meydân-ı gayretten

Kemend-i can-güdâz-ı ejder-i kahr olsa cellâdın
Müreccahtır yine bin kerre zencîr-i esâretten

Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin
Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten

Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler
Ki ednâ zevki aladır vezâretten sadâretten

Vatan bir bî-vefâ nâzende-i tannâza dönmüş kim
Ayırmaz sâdıkân-ı aşkını âlâm-ı gurbetten

Müberrâyım recâ vü havfden indimde âlidir
Vazifem menfaatten hakkım agrâz-ı hükümetten

Civânmerdân-ı milletle hazer gavgâdan ye bidâd
Erir şemşîr-i zulmün âteş-i hûn-i hamiyetten

Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet
Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten

Gönülde cevher-i elmâsa benzer cevher-i gayret
Ezilmez şiddet-i tazyikten te'sir-i sıkletten

Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten

Senindir şimdi cezb-i kalbe kudret setr-i hüsn etme
Cemâlin ta ebed dûr olmasın enzâr-ı ümmetten

Ne yâr-ı cân imişsin ah ey ümmid-i istikbâl
Cihanı sensin azad eyleyen bin ye's ü mihnetten

Senindir devr-i devlet hükmünü dünyaya infâz et
Hüdâ ikbâlini hıfzeylesin hür türlü âfetten

Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar
Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletten

 

 

 




Bize gayret yaraşır, merhamet Allah'ındır.
Hükmü ati ne fakirin, ne de şeyhin şahındır

 

* * * * * * * * * * * * * * *

 

KIT'ALAR
I

Eylemem ölsem de kızbi ihtiyar,
Doğruyu söyler gezer bir şairim.
Bir güzel mazmun bulunca, Eşrafa,
Kendimi hicveylemezsem kafirim!

II

Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için,
Gelmesin reddeylerim billahi öz kardeşimi.
Gözlerim ebna-yi ademden o rütbe yıldı kim,
İstemem ben fatiha, tek çalmasınlar taşımı

III

Vakt-i, istibdatta söz söylemek memnu idi;
Ağlatırtırdı ağzını açsan hükümet ananı!
Devr-i hürriyetdeyiz şimdi, değişti kaide.
Söyletirler evvela, sonra s..ler ananı!

IV

Çekdiğim çevr ü cefanın sebebinden sorma
Deme kim: -Badıhave menkabe dellalı budur!
Habs ile, nefy ile, işkence ile ömür geçer,
İşte Türkiyye'de şair olanın hali budur!

V

Vükela kabrine heykel dikelim şöyle yazıp
Ki: 'Bunun hal_i hayatına yeri münhal idi
Sanmayın yavm_i vefatında bilindi kadri
Sağlığında yine bu böylece bir heykel idi'

VI
Padişahım, bir dirahta döndü kim guya vatan,
Daima birbaltadan bir şahıhali kalmıyor:
Gam değil amma bu mülkün böyle elden gitmesi,
Gitgide zulmetmeğe elde ahali kalıyor

*  * * * * * * ** *

 

VATAN ŞARKISI
Âmâlimiz efkârımız ikbâl-i vatandır
Serhadimize kal'a bizim hâk-i bendedir
Osmanlılarız ziynetimiz kanlı kefendir
Gavgâda şehdetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can verir nâm alırız biz

Kan ile kılıçtır görünen bayrağımızda
Can korkusu geçmez ovamızda dağımızda
Her gûşede bir şir yatar toprağımızda
Gavgâda şehdetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can verir nâm alırız biz

Top patlasın ateşleri etrafa saçılsın
Cennet kapusu can veren ihvâna açılsın
Dünyada ne bulduk ki ölümden de kaçılsın
Gavgâda şehdetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can verir nâm alırız biz

 

* * * * * * * * * * *

YOKTUR

Gül ruhluların misali yoktur.
Hurşidin o rengi âli yoktur.
Ağyar ile ülfet etmek ister
Ben ölmeden ihtimali yoktur.
Cevretme değil fedayı aşka,
Öldürse dahi vebali yoktur.
Allah'adır istinadım ancak
Nevi beşerin kemali yoktur.


 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



14/11/2007 - AHMED ARİF hayatı ve şiirleri

Kategori: SIIR SAIR




1927 yilinda Diyarbakir’da dogdu, 2 Haziran 1991 tarihinde Ankara’da öldü. Ortaögrenimini Diyarbakir Lisesi’nde tamamladi. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Felsefe Bölümü ögrencisi iken 1950’de Türk Ceza Yasasi’nin 141. maddesine aykiri davranmak saviyla, 1952’de gizli örgüt kurma saviyla iki kez tutuklandi, yargilandi ve 2 yil hüküm giydi. Cezaevi günleri sona erince Ankara’daki gazeteler ve dergilerde teknik islerle ugrasarak yasamini kazandi. Toplumcu gerçekçi siirimizin ustalarindandir. Yasadigi cografyanin duyarliligi ve halk kaynagindaki sesini hiç yitirmeden, lirik, epik ve koçaklama tarzini kusursuz bir kurguyla kullanarak, özgün, tutkulu, müthis ezgili çagdas siirler yazdi.





ANADOLU

Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar
Havva Anan dünkü çocuk sayılır
Anadoluyum ben
Tanıyor musun?

Utanırım
Utanırım fukaralıktan
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın
Beraberliğin
Atom güllerinin katmer açtığı
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında
Kalmışım bir başıma
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun?

Binlerce yıl sağılmışım
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım
Ne şah, ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun?

Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu
Karayılanı
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz
Bir nice sevda...
Bir bilsen
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı
Minareden, barikattan
Selvi dalından
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim
Duyuyor musun?

Öyle yıkma kendini
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol
İçerde, dışarda, derste, sırada
Yürü üstüne - üstüne
Tükür yüzüne celladın
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım
Oğullarım var gelecekte
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası
Gözlerinden
Gözlerinden öperim
Bir umudum sende
Anlıyor musun?




AY KARANLIK Maviye Maviye çalar gözlerin Yangın mavisine Rüzgarda asi. Körsem Senden gayrısına yoksam Bozuksam Can benim, düş benim Ellere nesi? Hadi gel Ay karanlık... İtten aç Yılandan çıplak Vurgun ve bela Gelip durmuşsam kapına Var mı ki doymazlığım? İlle de ille Sevmelerim Sevmelerim gibisi? Oturmuş yazıcılar Fermanım yazar N'olur gel Ay karanlık... Dört yanım puşt zulası Dost yüzlü Dost gülücüklü Cigaramdan yanar. Alnım öperler Suskun, hayın, çıyansı. Dört yanım puşt zulası Dönerim dönerim çıkmaz. En leylim gecede ölesim tutmuş Etme gel Ay karanlık...

BU ZINDAN, BU KIRGIN,BU CAN PAZARI Gördüler Yedi cihan, In, cin Kaf daginin ardindakiler, Kitlik da kiran da olsa Gördüler analar neler dogurur Aman aman hey... Dünyalar vardir elvan, Bir su damlasinda, bir kil ucunda, Meyvalar vardir, meyvalar, Agaci, omcasi yok, Sana vurgun, sana dost. Beride Kabil'in murdar baltas Ve kan degirmenleri, Kader kahpesi. Beride borazancilari o pust ölümün, Hazir irzini vermege Yigitler vuruldukça. Timsah kismi çünkü yavrusunu yer Akarsu duruldukça. Cadi, yalan hamurunu dag - dag yogurur Aman aman hey Bu zindan, bu kirgin, bu can pazari, Macera degil. Yasamak, sade "yasamak" Yosun, solucan harcidir. Öyle açar ki murat. Susuz, günessiz de kalsa, koparilsa da Savki, bulut güllerinden daha bir suna, Daha bir burcu - burcudur. Bu zindan, bu kirgin, bu can pazari Macera degil Sardigim topragimin altin sabridir. O sert, erkek hüznüdür lahza basinda Cigara degil. Ve sevgilim uykusunda bagrir Aman aman hey... Meltemin bir tadi, ustura agzi Biri, kiz memesi, tilsim, Yagmurun bir damlasi süzülmüs küfür, Bir damlasi, ask. Senin uykularin hayin, Düslerin kardes. Duyar misin, anlayip sizlar misin ki? Gece, samanyollarinda rüzgar çikincayadek, Misralarim kardes - kardes çagirir Aman Aman hey... Serabin bir sonu vardir, Ufkun, siradagin sonu. Uçarin, kaçarin bir sonu vardir Senin sonun yok. Mandalarin, kavaklarin pazari olur, Senin pazarin olamaz. Sensiz nar çatlamaz, bebek giii demez. Beni böyle sair, dizane etmez, Kizimin çatal gögsü. Senin yüzün suyu hürmetinedir Bugdalara, cevizlere yürüyen Kara topragin ak südü... Bir bilsen kimlere tasa, kedersin, Anlar misin, sasirip aglar misin ki? Bir bilsen kardeslerim ne can çocuklar Ve bilsen nasil vurur beni bu duvar. Aksam - aksam, kara sevdam agirir Aman, aman hey...

DIYARBEKIR KALESINDEN NOTLAR VE ADILOS BEBENIN NINNISI 1. Varamaz elim Ayvasina, narina can dayanamazken, Kirar boynumu yürürüm. Kurdun, kusun bilecegi hal degil, Sormayin hiç Laaaaal... Kara ferman çikadursun yollara, Yarin bahçesi tarumar, Kan eder perçem Olancasi bir tutam can, Kadasina, belasina sundugum, Ben öleydim loooy... Elim bos, Ayagim pusu. Bir ben bilecegim oysa Ne afat sevdim. Bir de agzi var dili yok Diyarbekir Kalesi... 2. Açar, Kan kirmizi yediverenler Ve kar yagar bir yandan, Savrulur Karacadag, Savrulur zozan... Bak, biyigim buz tuttu, Üsüyorum da Zemheri de uzadikça uzadi, Seni, baharmisin gibi düsünüyorum, Seni, Diyarbekir gibi, Nelere, nelere baskin gelmez ki Seni düsünmenin tadi... 3. Hamravat suyu dondu, Diclede dört parmak buz, Biz kuyudan isliyoruz kaba - kacaga, Çayi kardan demliyoruz. Anam sir gibi saklar siyatigini, "Yel" der, "Baharin geçer". Bacim, ikicanli, agir, Güzel kizdir, bilirsin. Ilki bu, bir yandan sakli utanir Ve bir yandan korkar Ölürüm deyi. Bir can daha çogalacagiz bu kis. Bebegim, neremde saklayim seni? Hos gelir, Safa gelir, Ahmed Arif'in yegeni... 4. Dogdun, Üç gün aç tuttuk Üç gün meme vermedik sana Adilos Bebem, Hasta düsmeyesin diye, Töremiz böyle diye, Saldir simdi memeye, Saldir da büyü... Bunlar, Engerekler ve çiyanlardir, Bunlar, Asimiza, ekmegimize Göz koyanlardir, Tani bunlari, Tani da büyü... Bu, namustur Künyemize kazinmis, Bu da sabir, Agulardan süzülmüs. Saril bunlara Saril da büyü...

HANI KURSUN SIKSAN GEÇMEZ GECEDEN Yigit harmanlari, yiginaklar, Kurulmus çetin daglarinda vatanlarin. Dize getirilmis haydutlar, Hayinlar, amana gelmis, Yetim hakki sorulmus, Hesap görülmüs. Demdir bu... Demdir, Derya dibinde yanginlar, Kan kesmis ovalar üstünde Mayis... Uçmus, bir kustüyü hafifliginde, Çelik kadavrasi korugan'larin. Ölünmüs, canim,ölünmüs Murad alinmis... Gelgelelim, Beter, bize kismetmis. Ölüm, böyle alti okka koymaz adama, Susmak ve beklemek, müthis Genciz, namlu gibi, Ve çatal yürek, Barisa, bayrama hasret Uykulara, derin, kaygisiz, rahat, Otuziki disimizle gülmege, Doyasiya sevismege,yemege... Kaç yol, aglamakli olmusum geceleri, Asil, bizim aramizda güzeldir hasret Ve asil biz biliriz kederi. Içim, bir suskunsa tekin mi ola? O Malta biçagi,kinsiz,uyanik, Ve genç bir misradir Filinta endam... Neden, neden alnindaki yikkinlik, Bakislarindaki öldüren bugu? Kaç yol aglamakli oluyorum geceleri... Nasil da almis aklimi, Sürmüs, filiz vermis içimde sevdan, Dost, düsman söz eder kendi kavlince, Kinanmak, yigit basina. Bu, ne ayip, ne de yasak, Öylece bir gerçek, kendi halinde, Belki, yasamama sebep... Evet, aglamakli oluyorum, demdir bu. Hani, kursun siksan geçmez geceden, Anlatamam, nasil issiz, nasil karanlik... Ve zehir - zikkim cigaram. Gene bir cehennem var yastigimda, Gel artik...

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM Seni, anlatabilmek seni İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni Namussuza, halden bilmeze Kahpe yalana. Art arda kaç zemheri Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım Kaç leylim bahar Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım Bir o yana Bir bu yana... Seni bağırabilsem seni Dipsiz kuyulara Akan yıldıza Bir kibrit çöpüne varana Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin Yitirmiş öpücükleri Payı yok, apansız inen akşamlardan Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini...

İÇERDE Haberin var mi tas duvar? Demir kapi, kör pencere, Yastigim, ranzam, zincirim, Ugruna ölümlere gidip geldigim, Zulamdaki mahzun resim, Haberin var mi? Görüsmecim, yesil sogan göndermis, Karanfil kokuyor cigaram Daglarina bahar gelmis memleketimin...

KARANFIL SOKAGI Tekmil ufuklar kışladı Dört yön, onaltı rüzgar Ve yedi iklim beş kıta Kar altındadır. Kavuşmak ilmindeyiz bütün fasıllar Ray, asfalt, şose, makadam Benim sarp yolum, patikam Toros, Anti-toros ve asi Fırat Tütün, pamuk, buğday ovaları, çeltikler Vatanım boylu boyunca Kar altındadır. Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem Ümit, öfkeli ve mahzun Ümit, sapına kadar namuslu Dağlara çekilmiş Kar altındadır. Şarkılar bilirim çığ tutmuş Resimler, heykeller, destanlar Usta ellerin yapısı Kolsuz, yarı çıplak Venüs Trans-nonain sokağı Garcia Lorca'nın mezarı Ve gözbebekleri Pierre Curie'nin Kar altındadır. Duvarları katı sabır taşından Kar altındadır varoşlar Hasretim nazlıdır Ankara. Dumanlı havayı kurt sevsin Asfalttan yürüsün Aralık Sevmem, netameli aydır. Bir başka ama bilemem Bir kaçıncı bahara kalmıştır vuslat Kalbim, bu zulümlü sevda Kar altındadır. Gecekondularda hava bulanık puslu Altındağ gökleri kümülüslü Ekmeğe, aşka ve ömre Küfeleriyle hükmeden Ciğerleri küçük, elleri büyük Nefesleri yetmez avuçlarına - İlkokul çağında hepsi - Kenar çocukları Kar altındadır. Hatip Çay'ın öte yüzü ılıman Bulvarlar çakırkeyf Yenişehir'de Karanfil Sokağı'nda gün açmış Hikmetinden sual olunmaz değil "Mucip sebebin" bilirim Ve "kafi delil" ortada... Karanfil Sokağı'nda bir camlı bahçe Camlı bahçe içre bir çini saksı Bir dal süzülür mavide Al al bir yangın şarkısı Bakmayın saksıda boy verdiğine Kökü Altındağ'da, İncesu'dadır.

LEYLIM - LEYLIM Leylim - leylim dünyamizin yarisi Al - yesil bahar, Yarisi kar olanda Gene kavim - kardas, can - cana düsman, Gene yedibogum akrep, Sari engerek, Alnimizin akliginda pust isi zulüm Ve canim yari geceler Çift kanat kapilarina karsi daragaçlari, Mahpusanede çesme Yandan akar olanda, Gelmis yoklamis ecel Kaburgam arasindan. Yoklasin hele... Çagidir, can dayanmaz, Çagidir, en çatal, en asi, Cehennem koncasi memelerinin. Çagidir, kirk gün - kirk gece Kollarin boynuma kement, Ha canim kötüye inat... Vah ki ne desem, Kursunlari namlulara sürülü, I'kelleri kan, Baskincilar uykumuzu yikar olanda, Alir yüregim: Yankin yasak, aynalara. Inemem bahçende talan, Tam, bos yani bu, derim namussuzun, Tam, biçagim cehennem gibi güzelken, Aklima düsüyorsun Ellerim arik... Bilmis Bütün zula'lar Egri hançer, kara mavzer, kan pusu. Ve insan düsüncesinin o en orospu, O en ayip, frengili yemisi, Çildirtilmis uranyum Bilmis, Bilsinler! Sana nasil yandigimi Uuuuy gelin... Iste kan tutmus korsanlar, Haramla beslenmis azgin, Düzmece peygamberler Ve cüceleri Ve igdis ve aptal kölelerine karsi, Iste bir kez daha Bu can bendeyken, Delin, divanenim iste Uuuuy gelin... Bu yasaklar, Firavun kalintisi. Yoksun, Akdan - karadan. Gizline, canevine kurulu faklar. Gün ola, umut kesip korkunç yetinden, Murdar tutkusuna dünyasizligin, Gün ola, düsesin bekler. Düsme! Ölürüm... Gözlerinden, gözlerinden olurum. Leylim - leylim Ayvalar, nar olanda Sen bana yar olanda. Belali basimiza Dünyalar dar olanda.

MERHABA Gün açar, Karin verir yagmurlu toprak. Incesu Deresi, merhaba. Saçakta serçeler daha çilgindir, Bulutlarda kartal, Daha çalimli. Koparir gögsünden bir dügme daha, Tezkere bekliyen biri. Incesu Deresi, merhaba. Genç bayraklar vardir, Baris düsünür, Kuyularda isçi, mavilikleri. Ben hepsini düsünürüm, Yirmidört saat Ve seni düsünürüm, Karanlik,hirsli... Seni, cihanlarin aziz meyvasi. Ilan-i ask makamindan bir misra, Yeserip, kimildar içimde, Düser aklima gözlerin... Oysa murad alamam. Oysa akdan - karadan Bilirim, payim bu kadar... Unutmus gülmeyi gözbebeklerim. Unutmus dudaklarim öpmeyi. Incesu Deresi, merhaba...

TERKETMEDİ SEVDAN BENİ Terketmedi sevdan beni Aç kaldım, susuz kaldım Hayın, karanlıktı gece Can garip, can suskun Can paramparça... Ve ellerim, kelepçede Tütünsüz uykusuz kaldım Terketmedi sevdan beni...

UNUTAMADIĞIM Açardın Yalnızlığımda Mavi ve yeşil Açardın. Tavşan kanı, kınalı berrak. Yenerdim acıları, kahpelikleri... Gitmek Gözlerinde gitmek sürgüne. Yatmak Gözlerinde yatmak zindanı Gözlerin hani? "To be or not to be" değil. "Cogito ergo sum" hiç değil... Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı Durdurulmaz çığı Sonsuz akımı. İçmek Gözlerinde içmek ayışığını. Varmak Gözlerinde varmak can tılsımına. Gözlerin hani? Canımın gizlisinde bir can idin ki Kan değil sevdamız akardı geceye Sıktıkça cellat Kemendi... Duymak Gözlerinde duymak üç-ağaçları Susmak Gözlerinde susmak Ustura gibi... Gözlerin hani?

YALNIZ DEGILIZ Bir ufka vardik ki artik Yalniz degiliz sevgilim. Gerçi gece uzun, Gece karanlik Ama bütün korkulardan uzak. Bir sevdadir böylesine yasamak, Tek basina Ölüme bir soluk kala, Tek basina Zindanda yatarken bile, Asla yalniz kalmamak. Safaklari ben baliga çikarim Akan akmayan sularda Benim, bütün tezgahlarda paydosa giden Bir bahar aksami dünyada. Ben dört duvar arasinda degilim Pirinçte, pamukta ve tütündeyim, Karacadag, Çukurova ve Cibalide. Zehirli kör yilanlari Ve sitmasiyla Gün yirmidört saat insan avinda Karacadagda çeltikler. Bir kiz çocugunun gözyasi gibi - Ayak bileklerinde bir dizi boncuk, Sol omzunda nazarlik, Dag basinda unutulmus üsümüs, Minicik bir asiret kizinin - Damla-damla, berrak olur pirinci. Kamyonlarla, katir kervanlariyla Beyler sofrasina gider... Çukurovam, Kundagimiz, kefen bezimiz Kani esmer, yüzü ak. Sicaginda sabir taslari çatlar, Çatlamaz irgadin yüregi. Dilerse buluttan ak, Köpükten yumusak verir pamugu. Külhan, kavgacidir delikanlisi, Ünlü mahpusanelerinde Anadolumun En çok Çukurovalilar mahpustur, Dostuna yarasini gösterir gibi, Bir salkim sögüde su verir gibi, Öyle içten Öyle derin, Türkü söylemek, küfretmek, Çukurova yigidine mahsustur... Tütünü bilir misin? "Kiz saçi" demis zeybekler, Su içmez her damardan, Yerini kolay begenmez, Üsür Naz eder, Darilir Iki parmak arasinda kiyilmis, Bir parçasi var kalbimin Incecik, ak kagitlara sarilir, Dar vakit yanar da verir kendini. Dostun susan dudagina... Sokaklardan, Kiyilardan, Gök mavisinden, Ekmeginden, Canevinden ayri düsmeye Yani bütün hasretlerin kahrina Ve zehrine çaresiz kalmalarin, Ilk nefesi Hizir gibi yetisir Cibalide sarilan cigaranin... Tütün isçileri yoksul, Tütün isçileri yorgun, Ama yigit Piril - piril namuslu. Nami gitmis deryalarin ardina Vatanimin bir umudu...

TUTUKLU Birden Kurşun yemiş gibi susar Gözbebeklerime karşı Susar da Açılıp yol verir şehir Sade radyolarda bir gamlı hava "Elaziz uzun çarşı" Firarda gözüm yok Namussuzum yok Yok pişmanlık bir halim Yaslanıp Bir cigara yakmak isterim Dumanı cevahir değer Mağlup mu desem mahcup mu Ama ikisi de değil Ben garip sen güzel Dünya umutlu
Öyle bir tuhafım bu aksamüstü Sevgilim Canavar götürür gibi İki yanım İki süngü

YURDUM BENİM ŞAHDAMARIM Engereğin dişlerine işledim, Ağu dişlerine Oluklu, çentik... Ve vurgun, Gözleri bir çift cehennem Burnuna kan tütmüş Pars bıyığına... Dağın pulat yüreğine işledim, Şimşeğin masmavi usturasına Sevdanı usul-usul Sevdanı mısra-mısra Lo ben seni hapislerde sevmişim, Ben seni sürgünlerde. Yurdum benim şahdamarım... Yücende buzul Ve kar, Maviş dağ tavşanları Gün vuranda alaran Zemheri yılanları Ve yakut bir hışımla Öyle çakılan Sonsuzluğun yakışığı kartallar. .................... .................... Başım gözüm üstünesin Suskum, avazım üstüne... Adından başka silah Yazgından başka günah Daha yazmamış Hiçbir gizli dosyada Hiçbir açık kitapta. Peşinde azgınları Kanlı paranın Yani Doların itleri, Altın, Sterlin kurtları Ve petrol Nemrutları Ve kurşun Yezitleri... .................... .................... Kaçgunda, kaçakta Can havlindesin... Ve çocuk ölüleri Parçalanmışlar Daha süt kokuyorlar Ve anne ölüleri İncecikten, gencecikten Açık hepsinin gözleri. Halkım benim Askıda çığ...

33 KURŞUN 1. Bu dağ Mengene dağıdır Tanyeri atanda Van'da Bu dağ Nemrut yavrusudur Tanyeri atanda Nemruda karşı Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur Bir yanın seccade Acem mülküdür Doruklarda buzulların salkımı Firari guvercinler su başlarında Ve karaca sürüsü Keklik takımı... Yiğitlik inkar gelinmez Teke tek doğüşte yenilmediler Bin yıllardan bu yan, bura uşağı Gel haberi nerden verek Turna sürüsü değil bu Gökte yıldız burcu değil Otuzüç kurşunlu yürek Otuzuç kan pınarı Akmaz Göl olmuş bu dağda... 2. Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı Sırtı alaçakır Karnı sütbeyaz Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı Yüreği ağzında öyle zavallı Tövbeye getirir insanı Tenhaydı, tenhaydı vakitler Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı Baktı otuzüçten biri Karnında açlığın ağır boşluğu Saç, sakal bir karış Yakasında bit Baktı kolları vurulu Cehennem yurekli bir yiğit Bir garip tavşana Bir gerilere. Düştü nazlı filintası aklına Yastığı altında küsmüş Düştü, Harran ovasından getirdiği tay Perçemi mavi boncuklu Alnında akıtma Üç topuğu ak Eşkini hovarda, kıvrak Doru, seglavi kısrağı. Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde! Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı Böyle arkasında bir soğuk namlu Bulunmayaydı Sığınabilirdi yuceltilere... Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı Yanan cigaranın külünü Güneşlerde çatal kıvılcımlanan Engereğin dilini İlk atımda uçuran Usta elleri... Bu gözler, bir kere bile faka basmadı Çığ bekleyen boğazların kıyametini Karlı, yumuşacık hıyanetini Uçurumların Önceden bilen gözleri... Çaresiz Vurulacaktı Buyruk kesindi Gayrı gözlerini kör sürüngenler Yüreğini leş kuşları yesindi... 3. Vurulmuşum Dağların kuytuluk bir boğazında Vakitlerden bir sabah namazında Yatarım Kanlı, upuzun... Vurulmuşum Düşüm, gecelerden kara Bir hayra yoranım çıkmaz Canım alırlar ecelsiz Sığdıramam kitaplara Şifre buyurmuş bir paşa Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz Rivayet sanılır belki Gül memeler değil Domdom kurşunu Paramparça ağzımdaki... 4. Ölüm buyruğunu uyguladılar Mavi dağ dumanını ve uyur-uyanık seher yelini Kanlara buladılar. Sonra oracıkta tüfek çattılar Koynumuzu usul-usul yoklayıp Aradılar. Didik-didik ettiler Kirmanşah dokuması al kuşağımı Tespihimi, tabakamı alıp gittiler Hepsi de armağandı Acemelinden... Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız Karşıyaka köyleri, obalarıyla Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu Komşuyuz yaka yakaya Birbirine karışır tavuklarımız Bilmezlikten değil Fıkaralıktan Pasaporta ısınmamış içimiz Budur katlimize sebep suçumuz Gayrı eşkıyaya çıkar adımız Kaçakçıya Soyguncuya Hayına... Kirvem hallarımı aynı böyle yaz Rivayet sanılır belki Gül memeler değil Domdom kurşunu Paramparça ağzımdaki... 5. Vurun ulan Vurun. Ben kolay ölmem. Ocakta küllenmiş közüm Karnımda sözüm var Haldan bilene. Babam gözlerini verdi Urfa önünde Üç de kardaşını Üç nazlı selvi Ömrüne doymamış üç dağ parçası. Burçlardan, tepelerden, minarelerden Kirve, hısım, dağların çocukları Fransız kuşatmasına karşı koyanda Bıyıkları yeni terlemiş daha Benim küçük dayım Nazif Yakışıklı Hafif İyi süvari Vurun kardaş demiş Namus günüdür Ve şaha kaldırmış atını. Kirvem hallarımı aynı böyle yaz Rivayet sanılır belki Gül memeler değil Domdom kurşunu Paramparça ağzımdaki...

SUSKUN Sus, kimseler duymasın. Duymasın ölürüm ha. Aydım yarı gecede Yeşil bir yağmur sonra... Yağıyor yeşil. En uzak, o adsız ve kimselersiz O yitik yıldızda duyuyor musun? Bir stradivarius inler kendi kendine Yayı, reçinesi, köprüsü yeşil. Önce bendim diyor ve sonra benim... Ölümsüz, güzel ve çetin. Ezgisidir dolaşan bütün evreni Bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları. Canımı, tüylerimi sarmada şimdi Kendi rüzgarıyla vurgun... Sarıyor yeşil. Rüya, bütün çektiğimiz. Rüya kahrım, rüya zindan. Nasıl da yılları buldu Bir mısra boyu maceram... Bilmezler nasıl aradık birbirimizi Bilmezler nasıl sevdik İki yitik hasret İki parça can. Çatladı yüreği çakmaktaşının Ağıyor gökkuşaklarının serinliğinde Çağlardır boğulmuş bir su... Ağıyor yeşil. Yivlerinde yeşil güller fışkırmış Susmuş bütün namlular... Susmuş dağ Susmuş deniz. Dünya mışıl-mışıl Uykular derin Yılan su getirir yavru serçeye Kısır kadın, maviş bir kız doğurmuş Memeleri bereketli ve serin... Sağıyor yeşil. Aydım yarı gecede Neron, çocuk kitaplarında çirkin bir surat Ve Sezarsa, bir ad, yıkıntılarda. Ama hançer taşı sanki Koca Kartaca! Hani, kibrit suyu vermişlerdi üstüne Bak nasıl alıyor, yiğit Binlerce yıl da sonra Alıyor yeşil. Vurur dağın doruğundan Atmacamın çalkara Yalın gölgesi. Kuş vurmaz, tavşan almaz Ama aç, azgın Köpek balıklarıydı parçaladığı Bak, Tiber saygılı, suskun. Bak nilüfer dizisi zinciri. Bunlar bukağısı, kolbağlarıdır Cihanın ilk umudu, ilk sevgilisi Ve ilk gerillası Spartakus'un. Susuyor yeşil. Sus, kimseler duymasın, Duymasın, ölürüm ha. Aymışam yarı gece Seni bulmuşam sonra. Seni, kaburgamın altın parçası. Seni, dişlerinde elma kokusu. Bir daha hangi ana doğurur bizi? Ruhum... Mısra çekiyorum, haberin olsun. Çarşılarin en küçük meyhanesi bu Saçları yüzümde kardeş, çocuksu. Derimizin altında o olüm namussuzu... Ve Ahmedin işi ilk rastgidiyor. İlktir dost elinin hançersizliği... Ağlıyor yeşil.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



14/11/2007 - SAİT FAİK ABASIYANIK hayatı ve şiirleri

Kategori: SIIR SAIR

23 Kasim 1906’da Adapazari’nda dünyaya geldi. Istanbul Erkek Lisesi’nin sonuncu sinifinda iken Bursa Lisesi’ne geçti, buradan mezun oldu. Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre egitim gördü. Ekonomi ögrenimi için Isviçre’ye gitti. Kisa süre kaldi ve Fransa’ya geçti. 3 yil Fransa’da yasadi. Yurda dönüste ticaretle ugrasti. Bir süre Halicioglu Ermeni Yetim Mektebi’nde Türkçe grup dersleri ögretmenligi yapti. Hikayeleriyle tanindi. Yasamini Sisli’de Bulgar Çarsisi’ndaki apartman ve Burgaz Ada’daki kösklerinde annesi ile geçirdi. Evlenmedi. Ölümünden sonra Burgaz Ada’daki evi müze haline getirildi. 11 Mayis 1954’te sirozdan öldü. Annesi, ölümünden sonra "Sait Faik Hikaye Ödülü" olusturdu. Olayi temel alan geleneksel öykü kaliplarini yikarak Türk öykücülügünde yeni yollar açti. Siirsel bir anlatim, gerçegi çesitli durumlariyla görünür kilan bir gözlem ve izlenim gücüyle kendisinden sonraki öykücülere önderlik etti. Çagdas edebiyata katkilarindan dolayi Amerika’daki Uluslararasi Mark Twain Dernegi’nin onur üyeligine seçildi.





KIRMIZI YEŞİL

Kıyısına tuz ileten rüzgarı
balıkların yüzdüğünü duyarım
Dinlerim yosunların konuştuğunu
midyelerin ağladığını.
Aşkın bir kanadı vardır kırmızıdır
delinir
kan akar.
Bir kanadı var
zehir yeşili...



SÖZ AÇINCA Fırtınaları ayağınıza Meltemleri saçınıza yollayacağım. Yakamozlar tırmanacak göğsünüze Martılara söyleyeceğim gelsinler. Sivriada'nın boz tavşanları Kulağınıza fısıldayacak. Sandalsız balıkçılar da gelecek. Ay ışığını Martının sırtından alıp Akşam üstlerini Kordela balığından Karabataklardan karanlığı Ben alıp getirsem... Nisan yağmurları yağmış Levent'e Onlar tanıklık etsinler olmazsa. Nisan yağmurları tane tane. Benden yana konuşacaklar bakın Cümle balıkçılar Karidesler, pavuryalar, böcekler İstakozlar. Akdeniz adalarına haber yolladım Sardunya Adası benden yana çıkacak Yırtık yelkenler benden yana. Benden yana bu yas dökülmüş sandallar Medarı Maişet, Şemşiri Hücum, Maksut Kaptan Ceylanı Bahri, Denizkızı, Bereket motorları benden yana. Ama ben yine de tavşanları Sivriada'nın boz renkli tavşanlarını Kimselere değişmem. Onları göndereceğim kulağınıza Fısıldamaya Meremet yapan Ermeni kadınları var ya Kumkapı'da. Arslan gibi kadınlar Memelerinden sert balıkçılar süt emmiş Ak düşmüş saçlarına erkek yürekleri açılmış. Meremet yapan kadınlar Onlara da açtım bu sevdadan. Hepsi Marmara O canım su Sivriada O yalnızlık, kimsesizlik, balıkçının hürriyet heykeli. Dülger balığı O canavar görünüşlü O uysal balık. O sandallar, o tavşanlar, o motorlar Hepsi hepsi gelecekler. Deniz diplerinden yakamozlar Dikenleri batan süngerler Hepsi hepsi gelecek. Benim için konuşmaya, dinlersen Onlara da açtım bu sevdadan.

BİR MASA Bize bir masa ayır Yankimu Aleksandra'mla benim için Bir masa. Üstü çiçeksiz Örtüsü gazeteden Şarabı aşktan Hem hülyadan. Aleksandra'm mızıka çalsın Siyaha çalar parmaklarıyla Güftesi bayağı şarkılar Adi havalar. Meyhane acı zeytinyağı koksun Sen hoşnut ol Yanakimu.

MEKTUP MEKTUP I Vapurun dümen yerinde çaldığım ıslık Yağmurlu güvertedeki türküm Sana yaklaşmaya vesiledir Yoksa canım, seni unutmak için değil. Senden sonra ancak anlaşılır İnsanoğluna öğretilen yalanlar. Senden sonra anlaşılır ancak Boşluğu herşeyin. Seninle beraberdir dolu kadehler Şaraplar seninle aziz Cigaralar seninle tüter Ocaklar seninle yanar Yemekler seninle yenir. II Senden bahis açılmadıkça susmak isterim Senden bahis açılmaya vesiledir. Kınalıada, vapur, deniz, yunus Şimdiye kadar neden gökyüzü değildi Niye böyle oldu Neden kitapları severdim? Bu şehirde ikimiz birden nefes alıyoruz Yoksa neye yarardı bu garip şehir? Burada senin doğduğun bana malumdur Yoksa sever miydim minareleri Süleymaniye'yi? Sen gavur olduğun halde.

MARİKULA DOĞUR İstemem eski rüyalardaki kadın resimlerini Tombul ve beyaz. Bana bir taze dişin, yazın kumsalda kızarmış Tüylü altın bacağın yeter. Ve tren yollarında tüten öğlelerin Kışın şarap içtiğimiz kahvelerdeki Boyalı kadınlar rüyası... bitsin. Ne su başlarında tavus tüyleri gibi çeşitli böceklerin hasreti Ne çayır içinde gülüşen çocukların yırtık mintanları. Sen: Taze dişlerinde hıyar kokusu... Ağzında olgun domateslerin çekirdeği Karpuz ve erik. Doldursun bütün bu sahili Marikula Çıplak dizlerinde ağları ördüğün zaman Birdenbire sancılanarak yapacağın çocuklar. Vapurlara seslenecekler Marikula: - Hey, kaptan dur! Her dokuz ay on günde ikizlerini Sandallar boş bekliyor. Balık yalnız tutulmuyor Marikula. Bacakları çevik çocuklarım sendedir! Doğur Marikula doğur!

YEİS Akşam üstleri geliyor Tam insanlar işten çıkarken. Salkım salkım tramvaylardan Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor Namussuz, akşam üstleri geliyor. Neremden yakalıyor, bilmiyorum Ben tam sevmeye hazırlanırken On altı yaşındaki sevgilimi. Elini elimle tutmak Yirmi dört saatte bir Sıcak bir laf dinlemek isterken Rezil... Tam o saatlerde geliyor.

ŞİMDİ SEVİŞME VAKTİ Çıplak heykeller yapmalıyım Çırılçıplak heykeller Nefis rüyalarınız için. Ey önünden geçen ak sakalli kasketli Yırtık mintanından adaleleri gözüken Dilenci. Sana önce Şiirlerin tadını Aşkların tadını Kitaplardan tattırmalıyım Resimlerden duyurmalıyım. Resimlerden. Şu oğlan çocuğuna bak. Fırça sallıyor Kokmuş manifaturacının ayağına Dörtyüzbin tekliğinden On kuruş verecek. Seni satmam çocuğum Dörtyüzbin tekliğe. Ne güzel kaşların var Ne güzel bileklerin Hele ne ellerin var, ne ellerin. Söylemeliyim. Yok Yok... meydanlarda bağırmalıyım Bu küçük Güllerin buram buram tüttüğü Anadolu şehri kahvesinde Kiraz mevsiminin Sevişme vakti olduğunu. Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım. Baygınlık getiren şiirler. Kiraz mevsimi, kiraz Küfelerle dolu pazar. Zambaklar geçiriyor bir kadın Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor. Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını. Belediye kahvesinde hâlâ o eski, o yalancı O biçimsiz Bizans şarkısı. Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem Nasıl etsem nasıl yapsam da Meydanlarda bağırsam? Sokak başlarında sazımı çalsam Anlatsam şu kiraz mevsiminin Para kazanmak mevsimi değil Sevişme vakti olduğunu. Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam Boş geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere. Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğun Oğlu bir şiir okusa Karacaoğlan'dan Orhan Veli'den Yunus'tan, Yunus'tan...

O VE BEN Sana koşuyorum bir vapurun içinden Ölmemek, delirmemek için. Yaşamak; bütün adetlerden uzak Yaşamak. Hayır değil, değil sıcak Dudaklarının hatırası Değil saçlarının kokusu Hiçbiri değil. Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde Ben onsuz edemem. Eli elimin içinde olmalı. Gözlerine bakmalıyım Sesini işitmeliyim Beraber yemek yemeliyiz Ara sıra gülmeliyiz. Yapamam, onsuz edemem Bana su, bana ekmek, bana zehir Bana tad, bana uyku Gibi gelen çirkin kızım Sensiz edemem.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




<- :: Sonraki Sayfa ->